You are currently browsing the monthly archive for Kasım 2010.

(An itibariyle Erasmus’taki 43. gunum ve sanirim gozlemlerimi ve dusuncelerimi yazacak kadar vakit gecirdim. Her gunumu yogun olarak gecirdigim goz onunde bulundurulursa, bloga ayiracak vaktim olmadi diyebilirim. Turkce klavyeye sahip olmayan bir netbook’tan yaziyorum bu yaziyi, kusura bakmayin.)

Istanbul-Prag ve Prag-Istanbul seferlerini 600 Liraya THY’den aldim. Ki bunu ucusa 1-2 hafta once yapmama ragmen, biletini 1-2 ay onceden alanla ayni parayi odedim.
Vizem Eylul 20 baslangicliydi, riske etmemek icin ayin 20’sine aldim biletimi; vize baslangic tarihinden once ulkeye giris yapan arkadaslarim olmasina ragmen. 18 Eylul gecesi Istanbul’daydim. 19’unda da guzel bir Istanbul gezisi yaptiktan sonra, 20 Eylul sabahi saat 5:30’da Istanbul Ataturk Havalimaninda’ydim. Ucusum 9’da olmasina ragmen 3 saat oncesinden havalimanina gittim ki check-in, bagaj verme, harc odeme gibi islemleri sakin sakin halledeyim. Hallettim de.
Yurtdisina cikis harci denen halti da ilk burada duydum. Almak zorunlu ve 15 lira fiyati var. Karsiliginda ufacik bi pul alip bunu pasaport kontrolunde damgalatiyorsunuz. Ne sacma bi sey bu lan, bu arada.

Pasaport kontrolunden gectikten sonra artik uluslararasi topraklarda oldugunuz varsayiliyor. Gordugum en enternasyonel alan burasiydi gercekten. Her dilden konusan, her renkten insan felan.
Lafini cok duydugum ve girmek icin gercekten heveslendigim duty free magazalarinin, ki gumruksuz satis magazasi da diyebiliriz, hic de ucuz olmadigini gordum. Ama ucusumu beklerken baya bi vakit harcamisim orda, gayet buyuk bi yer cunku. THY, yolcularina beles gazete dagitiyor ayrica bu bolgede. Biletinizi gosterip istediginiz gazeteden istediginiz kadar aliyorsunuz, cok hosuma giden bi detay oldu bu.

Daha once 6 kez ucaga binmistim, ama hepsi yurtici ucuslardi. Yurtdisi ucus olunca pasaport kontrol, harc pulu alma gibi bazi degisik islemler var o kadar. Bir de tabii daha siki bir guvenlik kontrolunden geciyoruz, ki normali de o zaten.

2 saat 15 dakikalik ucusumuz Prag Ruzyne Havalimani’nda sonlandi. Havalimanindan cikis yaparken 2 kez pasaport ve kimlik kontrolunden gectik. Gelme amacimin ne oldugunu falan sordular hatta. Bu esnada saatlerimizi 1 saat geriye aldik, saat farki muhabbetinden oturu. Avea hattim burda ‘Lan? Nerdeyiz?’ gibisinden afallayip hic cekmemeye karar verdi, saygi duydum. Turkcell’i arkadaslar, hatlarini yurtdisi kullanima acmak icin herhangi bi talimat vermemelerine ragmen catir catir evlerini aradilar. Kiskandim, uhu..

Cek Cumhuriyeti’nin resmi para birimi Euro degil; Kron. Hal boyle olunca otobus bileti almak icin elimdeki tum degil; bir kac Euroyu Kron’a cevirdim, ki bilen bilir, havalimanlarinda pek musteri dostu olmayan bir kur orani mevcuttur. Ama almak zorundaydik. Valizlerimi de teslim alip, ucakta tanistigim 2 Turk arkadasla beraber otobus biletlerimizin parasini odeyip, Brno’ya gidecek olan otobusu beklemeye basladik. Burada deginmeden gecemeyecegim; daha onceki bi yazimda degindigim ISIC kartinin faydasini daha ilk burada gordum. 1Euro daha az odedim bilete, eheh.

Prag-Brno arasi 2 saat 30 dakika. Uykuda-uyanik bir yolculuktan sonra Brno’ya indik. Halihazirda orada olan arkadaslarimizla bulusup yemek yedik, ve yeni yurdumuza dogru yola ciktik.
Ilk izlenimlerim gayet olumluydu. Cekya’nin 2. buyuk sehri olmasina ragmen oldukca kucuk bir sehir. Denizli kadar bile yok diyebilirim. Sehir hakkinda ayrintili bilgiyi bir baska yazimda verecegim zaten.

Hoscakalin.

Reklamlar